Nilgün ÖZDİNGİŞ TARAKÇI
Y. Peyzaj Mimarı
nilgun.ozdingis@ibb.gov.tr
17.03.2015

ASIRLAR ÖNCESİNİN TOHUMU BU PROJENİN KONUSU

Büyük tasarılar dile gelmeden, kağıda dökülmeden önce bir ortamda uyuklar, bu uyku anı, bir ışıkla sonlanır. Bir kıvılcım olur, önce yürekte korlanır. Kor ne kadar harlı olursa beyin o kadar hızlanır. Düşünceler çoğalır çoğalır dile gelir. Dilde şekillenir, ASIRLAR ÖNCESİNİN KÜÇÜK BİR TOHUMU OLARAK BAŞLAYAN YAŞAM, DEVASA BOYUTLARA ULAŞMIŞ AĞAÇLARI KAPSAYAN PROJE OLUR.

Bir şehir vardır olabildiğince büyük, herkes bir yerinden tutmuş ayakta dursun gayretinde, her konulan tuğla iş görsün, her yapılan iş kalıcı olsun. Kimi büyük, kimi küçük her işe aynı derecede özen gösterilir ve onların her biri farklı gelişim gösterir.

Bu nedenle en başından beri küçük olana özen göstermek gerektiğine inanırım. İstanbul’un doğal mirası anıt ağaçlar asırlar öncesinin küçük bir tohumu olarak toprağa düştüğünde şefkati, merhameti, bereketi, cömertliği sonsuz olan toprağın kucağında asırlarca usul usul büyüyüp, gelişmişler, İstanbul’un çeşitli semtlerinde orman, koru, park, camii, meydan, yol, okul, üniversite, mezarlık v.b. gibi kamusal alanlarda her türlü olumsuz etkiye rağmen günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Tarihi ve kültürel mirasımızın tanıkları olan Anıt ve Korunmaya Değer bu ağaçlar; İstanbul için, İstanbul’un peyzajı için paha biçilemez bir değer oldular. Bu ağaçların günümüze kadar ulaşabilmesindeki en önemli etken; uzun ömürleri boyunca geçmişten günümüze günümüzden geleceğe tanıklık ettikleri toplumsal olaylar, toplumda yarattıkları etki ve bulunduğu yerdeki halkın ağaca yüklediği anlam ve sahiplenme duygusudur. Halka mal olmuş bu ağaçlarla ilgili pek çok hikayelerde vardır; bu hikayelere örnek verecek olursak;

İlk Hikaye Eyüp Sultan Çınarı

“Osmanlı tarihinde günlük olayları kaydeden Vakanüvislere göre, İstanbul kuşatmasının en sıkıntılı günleridir. Uzayan kuşatmanın getirdiği gerginlik hem genç Sultanı hem de devlet erkânını etkilemektedir. Yeniçerinin moralini yükseltmek ve kuşatmanın uzatılmasından hoşnut olmayan serasker ile vezirlerin huzursuzluğunu gidermek için bir olay düşleyen Sultanın aklına Eyüp el Ensâri gelir. İstanbul’un Araplar tarafından kuşatılması sırasında şehit düşen ve İslam âlemi için değerli olan bu muhterem zatın yattığı yer o ana kadar bilinmemektedir. Bu kabrin bulunmasının asker üzerinde iyi bir etki bırakacağını uman Sultan, hocası Akşemsettin’i Topkapı civarında kurduğu kırmızı atlas otağına davet ederek kendisinden bu kabri bulmasını ister. Akşemsettin kabir yerini kimi mistik belirtiler yardımıyla saptar ve bulduğu yere bir çınar fidanı dikerek padişaha haber verir.

Hocasının sezgilerinden emin olmak isteyen Sultan, silâhtarağayı yanına çağırarak dikilen fidanın yerini değiştirmesini ve sökülen yere kendi yüzüğünün bırakılmasını emreder. Emir harfiyen uygulanır. Ertesi gün, bir bölüm devlet erkânı ile olay yerine gelen padişah, Akşemsettin’den kabir yerini kendisine göstermesini ister. Akşemsettin hiç tereddüt etmeden ilk bulduğu yere gider ve çınar fidanının dikili olduğu yere bakmaksızın “Kabrin yeri burasıdır” der, inancını pekiştirmek isteyen Padişah’ın “Emin misin hocam?” diye üstelemesi üzerine Sultan’ın kuşkusunu hisseden Akşemsetttin “Elbette eminim, işte burada, toprak içinde bir yüzük görüyorum, iki kulaç derinde de mezar taşı görüyorum” der, olay karşısında tüm şüphesi yok olan genç sultan, fidanı gerçek yerine diktirmek ister. Ancak Akşemsettin “Bırakın çınar yerinde kalsın. Orası da kutsal bir mahaldir. Eyüp el Ensâri orada gasledilmiştir” der.

Bugün Eyüp Sultan Camii’nin dış avlusunda bulunan bu çınar, sahip olduğu boyutlar ve gövdesinde taşıdığı görkemli urlar ile kendisini izleyenlere bebekliğinde yaşadığı tarihsel olayın gururunu yaşatmaktadır.

                                                                                                                                        

 Eyüp Sultan Çınarı

İkinci Hikaye Otağtepe’ de ki Serviler 

“Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethi ve Rumeli Hisarı’nın yapım hazırlıklarını bugünkü adı Otağtepe olan bölgede yapmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethini planlarken toprağa iki tohum atar ve bu tohumlar bugün Otağtepe’nin girişinde bulunan iki servi ağacını oluşturur.

İlginç olan taraf şu ki, bu ağaçlara uzaktan bakıldığında bir at ve üzerinde bir insan figürü çizdiği görülebilir. Bazıları hayal gücü diye nitelendirse de, bu görüntünün Fatih Sultan Mehmet ve atını simgelediği söylenir. Otağtepe, manzarası kadar bu yönüyle de ziyaretçiler tarafından ilgiyi üzerine çekmektedir.” 

                                                                                

 Otağtepe At Üzerinde Süvari

İtalyan yazar Susanna Tamaro bir kitabında “bir taş taş olmadan önce de her zaman taş olmuştur, ama bir ağaç ağaç olmadan önce bir tohumdur.”der. Yine kitabın bir başka bölümünde “Ağaç dikmeye başladığım zaman bunların yaprak çıkarma yeteneği olan kazıklardan farklı olmadığını düşünüyordum. Ancak zamanla onları dinleyerek, büyümelerini gözlemleyerek, meyve vermelerini, hastalanmalarını, ölmelerini görerek diktiğim ağaçların doğan çocuklardan farklı olmadıklarını anladım, onlarda çocuklar gibi sevgiye ve özene gereksinim duyuyorlardı. Zamanla her birinin inanılmaz biçimde kendi bireyselliği olduğunu fark ettim. Kimi daha güçlü, kimi daha güçsüzdü, kimi daha cimriyken kimi de daha fazla şımarıklık yapıyordu. Her birine aynı derecede özen gösteriyordum ve onların her biri bana farklı tepkiler veriyorlardı. Bu nedenle onların birer kazık değil, kendi kaderleri olan yaratıklar olduğunu anladım.” der.

Yazarın başlangıçta bir şeye benzetemediği, yaprak verme yeteneği olan kazıklar olarak nitelediği bitkilerle zaman içerisinde geliştirdiği duygu, bizler içinde az çok aynıdır. Zamanla gelişip büyüyerek, bizim toprak üstünde gördüğümüz bu ihtişamlı gövde bir kolon gibi, gökyüzüne uzanmış dalları taşıyabilmeyi, toprağın altında, toprağın karanlık derinliklerinde toprakla sıkı fıkı yaşam sürdürerek, o heybetli gövdeyi ve dalları taşıyacak köklerle var olmaktadır. Genç bir fidanı nasıl ki bir bebeğe benzeterek gereken özeni gösteriyorsak, bunca yaşanmışlığa baktığımızda bu yaşlı ağaçları da yaşlı bir insana benzeterek onun asırların izlerini taşıyan dinginliğinden, bilgeliğinden, cömertliğinden yararlanmak ve ona verebileceğimiz ne varsa verebilmek gerekmektedir diye düşünüyorum.

Birçok ülkede, sahip oldukları farklı özellikleri dolayısıyla anıtsal nitelik kazanmış ağaçlar bilim, sanat, tarih ve kültür açısından doğanın eşsiz birer yapıtı olarak korunmaktadır. Ülkemizde de bu konuda birtakım çalışmalar yapılmaktadır. Anıt ağaçların tespiti, tescili ve korunması konusundaki çalışmalar ilgili kamu kurumları tarafından ayrıntılı olarak ve işbirliği ile yapılmalı elde edilen bilgiler ortak kullanıma uygun olarak değerlendirilmeli ve bu ağaçların bilgilerinin imar planlarına dahil edilmeleri gerekmektedir.

Böyle bir sistem herhangi bir faaliyet için yer seçiminde anıt ağaçların dikkate alınmasını kolaylaştıracak, diğer yandan koruma önlemlerini de kapsayacak olan anıt ağaç ve çevresi peyzaj projelerinin doğru bir şekilde geliştirilmesine olanak sağlayacaktır.

Ormanlar, korular, ağaçlık alanlar, parklar gibi, doğal ve sorunsuz koşullarda yetişen Anıt ve Korunmaya Değer Ağaçların bulunduğu konum ve türüne göre taç ve kök gelişimi sağlıklı olup hayatta kalma oranı çok yüksektir. Fakat Anıt ve Korunmaya Değer Ağaçların büyük bir çoğunluğu kentsel ortamlarda binaların arasında, cadde, sokak, meydan, okul, camii, mezarlık v.b. alanlarda kalmaktadır.

Bitkinin taç/kök bölgesi, bina ve bina temelleri, çeşitli alt yapı donanımları, kent donatıları ile aynı alandadır. Ağacın yakın çevresinde yapılan bina ve yol inşaatları, yol onarım ve yenileme çalışmaları, alt yapı kazıları, kış şartlarında yapılan tuzlama v.b. çalışmalar, araç çarpmaları ve insan tahribatı Anıt ve Korunmaya Değer Ağaçların gövdesine ve kök bölgesine hasar vermekte, ağacın fizyolojik gücünü azaltmaktadır.

Ülkemiz; Bern, CITES, Ramsar, Çölleşme ile Mücadele ve Biyolojik Çeşitlilik sözleşmelerine taraf olduğu için, nesli tehlikede olan doğal canlı kaynaklar ve endemik türler yönünden de Anıt Ağaçların saptanması ve korunması önem taşımaktadır.

Tabiat varlıklarının korunması için 29. 06. 2011 tarih ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı teşkilat ve görevleri hakkındaki kanun hükmünde kararname ile değişiklik yapılmasına dair 17. 08. 2011 tarih ve 28028 sayılı kararname ve 2863 sayılı kanun çerçevesinde anıt ağaç tescilleri, tescil görevi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonlarının yetkisine bırakılmıştır.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu 6.maddesinde ifade edilen önlem ve işlemleri yapmak suretiyle Anıt ve Korunmaya Değer Ağaçların olası tahribatlara karşı korunmalarını yasal güvenceye kavuşturmaktır.

Anıt ve Korunmaya Değer Ağaçların içinde bulunduğu koşulların iyileştirilmesi ve doğal yetişme koşullarının sağlanması biçiminde özetleyebileceğimiz teknik önlemleri şöyle sıralayabiliriz:

• Anıt Ağaçların tepe tacı iz düşüm alanları ve kök yayılma alanlarının korunması gereken kritik bölge olarak belirlenmeli ve bu alanlarda yapılacak tüm çalışmalarda ulusal ve uluslar arası normlara uygun kararlar alınmalıdır.

• Anıt Ağacın bulunduğu tepe tacı iz düşüm alanları ve kök yayılma alanları peyzaj tasarımı ve uygulamasında kullanılacak yapısal ya da bitkisel elemanlar alanın peyzaj karakteri dikkate alınarak belirlenmelidir.

• Anıt Ağaç tepe tacı iz düşüm alanları ve ağaçların kök yayılış alanındaki toprak sıkışmalarını, araç çarpması veya insan tahribatı ile gövde veya kök bölgesinde ezilme, yaralanma v.b. hasarları önlemek amacıyla tepe tacı iz düşüm alanı bölgesine ahşap veya demir parmaklıklar ile çevrilerek koruma alanı oluşturulmalıdır.

• Anıt Ağaçların kök yayılma alanları yüzeyindeki kaplama elemanları, yapısal (granit parke taş, beton parke taş, çim plak taş, kilitli parke vb.) olabileceği gibi bitkisel de (çim, yer örtücü bitkiler, çiçek parterleri, vb.) olabilir. Asfalt, beton, kesme taş, mermer vb. sabit ve su geçimsizliği olan döşeme malzemelerine tepe tacı iz düşüm alanı olarak belirlediğimiz koruma alanı içinde yer verilmemelidir.

• Orman, koru, park v.b. bitki yoğunluğu olan ve korunaklı alanlarda Anıt Ağaçların kök yayılıma alanı tepe tacı izdüşümünün yaklaşık %80 ‘i kadar olup, bu alanlarda yapılacak peyzaj düzenlemeleri Anıt Ağaç tepe tacı izdüşümü alanı dışında kalacak şekilde olmalıdır.

• Koruma alanı içerisinde bina, yol, alt yapı tesisatları için dikey ve yatay mesafelerde kanal ve temel kazımı gerektiren inşaat yapılması veya prefabrik yapının yerleştirilmesi ağaçların yaşam koşullarını tehdit edeceğinden, alternatif çözüm yolları geliştirilmelidir.

                                                                                                             

 Kaynak: www.anitagaclar.com

 

Yazarın Son Yazıları

BELEDİYE BAŞKANIMIZ
DAİRE BAŞKANIMIZ
MÜDÜRÜMÜZ
YAZARLARIMIZ
   
BU AY YAPILACAKLAR
Kış mevsimi boyunca çiçek açan mevsimlik çiçekler ( hercai menekşeler,çuhalar, vs.) ve soğanlı bitkiler dikilir.
Bu ay dikim ayı olduğu kadar budama ayıdır da. Sonbahar budaması özellikle çiçeklerini baharda meydana getirdikleri sürgünler üzerinde veren ağaççık ve süs çalıları için önemlidir.
Kasım ayının ikinci yarısından itibaren, bahçe içerisinde yeri değiştirilmek istenen bitkiler,söküm tekniğine uygun bir şekilde sökülerek istenilen yere dikilebilir.
Meyve ağaçları ve diğer bitkiler yanmış, elenmiş ve fumige edilmiş organik gübre veya inorganik gübre takviyesi ile kış aylarının etkilerinden korunabilir.
Kasım ayı boyunca çim alanlarda yapılacak işler;dökülen yaprakların temizliği eğer böcek gibi zararlılar görülüyorsa onların ilaçlanarak uzaklaştırılmasıdır.